1. Ana Sayfa
  2. Yurtdışı rehberi
  3. Japonya Gezi Rehberi 2021

Japonya Gezi Rehberi 2021


Japonya Gezi Rehberi : Samuraylar ülkesi Japonya’nın binlerce yıla uzanan gelenek ve kültürüne ilişkin hem toplumsal, hem siyasal hem de kültürel yönlerini içeren yazımıza hoş geldiniz! Uzak Doğu’yu tanımlayan en büyük ve en önemli ülkelerden birisi olan Japonya, binlerce yıllık kültürü ve dünyaya yayılan gelenekleri ile Asya kıtasının doğu bölgesindeki en çok merak edilen ülkelerden birisidir. Güçlü ekonomisi, teknolojik ilerlemesi ve toplumsal yaşayış tarzıyla mutlaka görmek istediği ülkeler arasında yer alan Japonya ile ilgili merak ettiğiniz tüm sorulara yazımızda yanıt arıyoruz. Gelin birlikte seyahat etmeden önce Japonya’yı daha yakından tanıyalım!

Japonya demek, samuray demektir. Filmlere, tiyatrolara ve hatta günümüzde bilgisayar oyunlarına bile konu olan en temel Japon şey tabii ki samuraylardır. Yaşam tarzları, kabiliyetleri ve tabii ki dilden dile gelen efsaneleriyle Samuraylar, Japonların en olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Japonya denilince bir diğer akla gelen şeyse tabii ki Tokyo’dur. Tokyo, Japonya’nın başkenti olmasının dışında yapısal özellikleri ile dünyaya açılan şehirlerinden birisidir. Son derece kozmopolit bir yapıya sahip olan bu şehir, gelişmişliği, toplumsal yaşayışı ve daha pek çok farklı unsuruyla dünyanın cazibe merkezlerinden birisi konumunda bulunuyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen ABD’nin gerçekleştirdiği iki atom bombası saldırısına rağmen bugün halen ayakta olduğu gibi dünyanın en önemli ve en güçlü ülkelerinden birisi konumunda bulunmaktadır.

Japonya; dünyanın en güçlü ve en büyük üçüncü ekonomisi konumunda bulunuyor. Yaklaşık olarak 5 trilyon dolar seviyesinde olan milli geliri ile ekonomik alanda dünyaya yön veren ülkelerden birisidir. 2.Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğramış olmasına ve hatta iki en önemli şehrinden geriye tek bir taş dahi kalmamışken, ekonomik açıdan bugün geldiği nokta itibariyle “Japon Mucizesi” olarak isimlendirilmektedir. Japonya ekonomisi üretime dayalıdır. İleri teknoloji, enerji ve yanı sıra denizcilik alanındaki ekonomik dinamikleri ile son derece hızla büyümeye devam etmektedir. Japon ekonomisinin dünya ekonomisinin içerisindeki pozisyonu, özellikle 90’lı yıllardan beri çok hassas bir çizgide bulunan ekonomideki en ufak bir dalgalanmanın dünya ekonomisinde ciddi dalgalanmalara yol açabileceği düşünülmektedir.

Japonya; güçlü ekonomisinin dışında toplumsal gelenekleri ve adetleriyle de halen son derece dinamik biçimde kendisini yaşayan bir toplum niteliği taşımaktadır. Tüm şehirleri modern bir çehreye bürünürken, aslı olan doğallığını ve bin yıllara dayanan mimari ve kültürel dokusunu da korumayı başarmaktadır. Budist ve Şinto inancının hakim olduğu ülke toplumsal açıdan fazlasıyla kast bir yapıya sahiptir. Dışarıya bu kadar açık olmasına rağmen toplumsal olarak bu kadar dışarıya kapalı kalabilmeyi başaran başka bir toplum dünya üzerinde bulunmamaktadır. İmparatorun dokunulmaz olduğu, toplumsal statünün toplum hayatında çok ciddi bir önem üstlendiği yaşayış stiline sahiptir. Özellikle toplum genelinde batılı ülkelerden farklı bir soylu yapıya sahiptir. Kişinin soyunda toplumsal açıdan uygun olmayan herhangi bir durum yaratan bir kişi bile olsa tüm soyu bundan etkilenebiliyor. Hatta ülke genelinde sadece bu doğrultuda araştırmalar gerçekleştiren “özel dedektif” olarak tabir edilebilecek hizmetler sunan kişiler bulunuyor. Dolayısıyla işe girerken veya bir ev satın alırken bile bununla karşılaşmak mümkündür.

Tüm bu yapısal özellikleri ile Japonya’ya gitmek herkes için birden fazla geçerli neden bulabileceği bir toplumdur. Japonya kültürünün yanı sıra mutfak kültürü de önemli sebeplerden birisidir. Son derece eşsiz coğrafyasıyla mutlaka görülmesi gereken ülkelerden birisidir.

japonya nerededir
Japonya Bayrağı

Japonya Nerededir?

Günümüzde Uzakdoğu olarak tabir edilen Pasifik ülkelerinden birisi olması şeklinde yanıt Japonya nerededir sorusu için yeterlidir. Daha genel açıklamasıyla Japonya; Doğu Asya bölgesinde bulunan bir ada ülkesidir. Büyük Okyanus’ta yer alan Japonya, Japon Denizi üzerinden Çin, Kuzey Kore, Güney Kore ve Rusya gibi Asya kıtasının büyük ülkeleri ile komşudur. Ayrıca Othotsk Denizi’nden güneyde Doğu Çin Denizi ve Tayvan ile etkileşimde bulunmaktadır.

unnamed 1
Japonya

Japonya’da Konuşulan Diller

Japonya’da konuşulanlar diller için Japon Dilleri şeklinde bir tanımlama yapılmaktadır. Japonya’nın ana adalarını oluşturan adaları genelinde gündelik konuşulan dil Japonca olarak kabul edilmiştir. Japonya’nın resmi dili olarak da Japonca kabul edilmiştir. Özellikle Japonca ve yanı sıra Ryuku Adaları’nı kapsayan “Ryuku Dilleri” içerecek bir dil grubu konuşulmaktadır. Tüm Japonca dillerinin ana kökeninin “Proto-Japonca” olduğu bilinmektedir. Ülkedeki bu dil grubu ayrışmasının ise Japonya’nın “Yamato” dönemi yani 250 ile 719 yılları arasında meydana gelmeye başladığı belirtilmektedir. Dünya genelinde Japon dillerinin 130 milyonu aşkın kişi tarafından yaygın şekilde konuşulmakta olduğu belirtilmektedir. Japoncadaki diller “Hokkaidö lehçesi”, “Doğu lehçesi”, “Batı lehçesi”, “Kyüshü lehçeleri” ve “Hachijö lehçesi” şeklindedir. Ryuku dilleri ise “Kuzey Ryuku dilleri” ve “Güney Ryuku dilleri” şeklindedir.

Japonya Dini İnançları

Japonya resmi dini Budizm ve Şintuizm şeklindedir. Japonya genelinde toplum oldukça yüksek bir dini inanç yapısına sahiptir. Japonya’da nüfusun yaklaşık olarak %84’ü ile %96’sı Budist veya Şintu dinlerine mensuptur. Özellikle ülkenin tüm şehirlerinde mevcut olan sayısı tapınakta bunun en somut örneklerinden birisini oluşturmaktadır. Ayrıda ülke genelinde Taoizm ve Konfiçyüsçülük inançları da bulunmaktadır. Ülkede Çin hanedanlık dönemindeki desteklenerek yapılmış olan bir Konfiçyüs Tapınağı bulunmaktadır. Aynı şekilde ülke genelinde az sayıda olsa da Katedral, düşük seviyedeki Hristiyan topluma hizmet vermektedir.

Japonya Kısa Tarihi

Japonya, dünya tarihinin en eski yerleşim alanlarından birisini oluşturmaktadır. Japonya adasında gerçekleştirilen araştırmalarda 100 bin yıl öncesine uzanan farklı bulgulara rastlanmıştır. Bu nedenle Japonya’nın tarihi Milattan önce 8 bin yıllarına kadar uzanmaktadır. Japon adalarına ilk yerleşim gerçekleştirenlerin, Milattan önce 8 bin yıl öncesinden başladığı düşüncesi hakimdir. Binlerce yıla yayılan bu tarihi serüven 3 farklı dönem olarak tarihi kaynaklarda incelenmektedir. İlk dönem milattan öncesine dayanan “Prehistorya” veya genel ifadesiyle “Antik Tarih”, Feodal dönem ve modern dönem şeklinde gruplara ayrılmaktadır. Son derece köklü, kapalı ve sert bir kültüre sahip olan Japonya, tarih boyunca dünyanın pek çok coğrafyası ile etkileşim halinde olmuştur. Bu nedenle dünya tarihi açısından önem taşıyan toplumlardan, medeniyetlerden birisi konumunda bulunmaktadır.

Dünya tarihinin bir diğer eski ve hatta en eski medeniyetlerinden olan Çin’de elde edilen kayıtlarda “Japonya” adı ilk defa 1.yüzyıldan gelen metinlerde kullanılmaktadır. İmparatorluk dönemine geçiş sonrasında özellikle 2.Dünya Savaşı sonrasında adeta sıfır noktasına kadar düşen Japonya, çok hızlı şekilde ayağa kalkarak, dünyanın en önemli ve en güçlü ekonomilerinden birisi haline gelmeyi başarmıştır. Günümüzde de teknolojinin merkezi konumunda bulunan Japonya tarihi dönem dönem incelenmelidir.

Japonya Antik Dönem

Takımada olarak isimlendirilen Japonya adasında ilk ada halkının, adanın henüz Asya kıtasının bir parçası olduğu dönemde yani yaklaşık 100 bin yıl önce yerleştiği düşüncesi bulunmaktadır. Adada gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmalarında elde edilen bulgular arasında “Yontma Taş” dönemine ait yaşayan insanların olduğunu göstermektedir. Antik dönem Japonya için dönemler Öncomon(Seramik Öncesi), Comon, Yayoi şeklinde 3 döneme ayrıştırılmaktadır. Yayoi döneminde yine Asya kıtasından gelen “Aynular” tarafından yerleşim gerçekleştirildiği düşüncesi hakimdir. Bugünkü Japonya’nın halkını oluşturan kişilerinde bu kişiler olduğu düşünülmektedir. Adanın esas yerleşimcileri, bugünkü Japonya’da adanın kuzey bölgesinde küçük bir noktaya sıkıştırıldığı ve toplumsal sınıflandırmada oldukça alt kademelerde olduğu bilinmektedir. Milattan sonra 3.yüzyıl dönemlerinde Kore adasından gelen ve kökenleri Altay olduğu düşünülen toplumun Güney Japonya bölgesine yerleştiği belirlenmiştir.

Japonya’da 538 yılında Budizm, Kore adalarına gelmesiyle birlikte Japonya’nın tarihi resmi olarak başladığı kabul edilmektedir. Aşırı bir Budist inanca sahip olan Prens Şotoku, 622 yılında öldükten sonra Çin’deki “Tang Hanedanı” örnek alınan bir yönetim sistemine geçiş gerçekleştirildi. Heian kentinin başkent olmasından sonra 10.yüzyıla kadar uzanan son derece çetin ve büyük kıyımların yaşandığı iç çekişmelere sahne olmuştur. Bu iç mücadelenin sona ermesi ancak 1185 yılında olmuştur.

Japonya Feodal Dönem

Japonya tarihi içerisinde Heian şehrinin yönetimin başkenti olarak ilan edilmesi bölgede askeri bir yönetim sisteminin öne çıkmasına neden olmuştur. Heian döneminde “Kana” isimli 2 fonetik alfabe geliştirilerek, Çin stilinin yerini alacak “Saf Japon” stili kullanılmaya başlanmıştır. Şogunlar dönemi olarak kabul edilen 1192 yılına “Minamoto Klanı” önderlerinden Yorimoto ve kardeşi Yoşitsune tarafından “Taira Klanı” yok edilmiştir. Ardından ise “Fujiva Klanı” tarafına yönelmiştir. Bu şekilde kurulu olan Japonya İmparatorluğu dışında ada üzerinde ikinci bir devlet kurulmuştur. 1192 yılında imparatorun kendisini “Şogun” yani askeri diktatör olarak atamasını sağlayan Yorimoto, son derece dinamik bir yönetim sisteminin kuruluşunu sağlamıştır.

Japonya İmparatorluğu, 1274 ile 1281 yılında dünyayı kasıp kavuran ve yıkıma uğratan Moğol İmparatorluğu’nun saldırısına uğramıştır. Büyük ölçüde ada Moğollar tarafından işgal edilmiştir. Kubilay Han’ın büyük Moğol ordusu Japonya’yı işgal etmiş olsa da direniş güçlü bir şekilde sürdürülmüştür. Ciddi bir savunma, kamikaze(intihar saldırısı) ile Japon adasından Moğollar püskürtülmüştür. 1333 yılında “Aşikaga Takauci” ile “İmparator 2.Daigo” birleşme sağlayarak mevcut iktidarın sonunu getirdi. İmparator mücade etmiş olsa da Aşikaga tarafından 1336 yılında İmparator 2.Daigo, Kyoto şehrinden sürülmüştür. Yerine Aşikaga tarafından kendisinin yönetiminde olan bir imparator getirilmiştir. Hemen arkasından gelen sürecin ardından ise yeni bir askeri hükümet kurmuştur.  Bu gelişmelerin sonucunda 1338 yılında Yamato Dağları’na sığınan meşru imparator ile birlikte Aşikaga yönetimi ülkede 2 saraylı dönemin başlamasına neden olmuştur.

Japonya Modern Dönem

Japonya tarihi için önemli dönüm noktalarından birisi de 1854 yılında yaşanmıştır. “Komodor Matthew C.Perry” ve “ABD Donanması” bünyesindeki “Siyah Gemiler”, “Kanagawa Sözleşmesi” kapsamında Japonya’nın dışarıya açılması noktasında baskı uygulamıştır. Japonya tarihi boyunca dışarıya son derece kapalı ve kast bir yapıda bir gelişim gerçekleştirdiğinden, daha sonraki süreçte diğer Batılı ülkelerle yapılan anlaşmalar hem ekonomik hem de siyasi krizlerin baş göstermesine neden olmuştur. Bu gelişmeler üzerinde Japonya’da Şogun istifa etmiş ve “Boshin Savaşları” başlamıştır. Bu savaş sonucunda ise sadece tek bir imparatorun olduğu “Meiji Restorasyonu” kapsamında yeni bir yönetim kurulmuştur.

İkinci Dünya Savaşı

Tüm dünya ülkelerinin birbirleriyle savaştığı ve Nazi Almanya’sının büyük yıkımlara yol açtığı İkinci Dünya Savaşı, Uzakdoğu’da bulunan Japonya tarihi içinde önemli bir etki oluşturmuştur. Japon İmparatorluğu, İkinci Dünya Savaşı’na Nazi Almanya’sı tarafında giriş yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın “Pasifik Cephesi” oluşturulmuştur. 7 Temmuz 1937 yılında Çin-Japon Savaşı başlamıştır. Daha sonra Japonya tarafından 7 Aralık 1941 yılında ünlü “Pearl Harbor” saldırısı ile dünya savaşının taraflarından birisi olarak, savaşa resmi şekilde katılmıştır. Kamikaze yani intihar uçakları ile ABD’nın Pearl Harbor Limanı’nda demir olan önemli ve büyük savaş gemilerinin büyük bir kısmını yok etmiştir. Bu saldırının üzerine ABD, Japonya’ya savaş ilan etmiştir. Savaşa resmen katılan Japonya ve müttefikleri daha sonra Singapur Savaşı, Mercan Denizi Muharebesi, Midway Muharebesi, Tarawa Muharebesi, Makin Muharebesi ve Guadalcanal Muharebesi gibi büyük yıkımların yaşandığı cephelerde savaşmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nın en hassas olaylarının cereyan ettiği ünlü “Iwo Jima Muaharebesi” 16 Şubat 1945 ile 26 Mart 195 tarihleri arasında yaşanmıştır. Büyük bir direnişin gerçekleştirildiği bu Japon adasında Japonya ciddi kayıplar vermiş olsa da ilerleme kaydetmiş olan ABD cephesi çok daha fazla kayıp yaşamıştır. Bu savaşın ardından sivillerinde hayatını kaybettiği Okinawa Muharebesi meydana gelmiştir. Tüm bu gelişmeler sırasında Nazi Almanya’sının artık Berlin’e kadar geri çekilmesi ve müttefiklerin gücü eline geçirmesiyle birlikte Japonya İmparatorluğu da ciddi bir sıkışıklık içerisine girmiştir. ABD’de sürdürülen araştırmalar sonucunda geliştirilen atom bombası ise özellikle Japonya tarafı için savaşın seyrini tümüyle değiştirecektir.

Hiroşima Atom Bombası

İkinci Dünya Savaşı’nın sonun yaklaştığı 6 Mart 1945 tarihinde saat sabah 08.15 civarında ABD tarafından “Uranyum-235” tipi atom bombası olan ve “Little Boy” olarak isimlendirilen atom bombası Hiroşima semalarından kente bırakılmıştır. Bu atom bombası, Japonya’nın Hiroşima kentindeki tüm yaşamı yok etmiştir.

1040845359 0 115 1200 790 1200x0 80 0 1 0f2621a7ffdf240f9c8212a8966ae186
Hiroşima Atom Bombası Etkisi

Nagasaki Atom Bombası

Hiroşima atom bombası saldırısından tam 3 gün sonra ABD bu defa Nagasaki kentine atom bombası saldırısı düzenledi. “Fat Man” olarak isimlendirilen atom bombası 9 Ağustos 1945 tarihinde 10.58’ de(ABD’ye göre) veya 11.02’de(Japonya’ya göre) “Plütonyum-239 tipi atom bombası Nagasaki şehrine atılmıştır. Bu atom bombası nüfusu 240 bin olan Nagasaki atom bombası ile birlikte şehrde ilk patlamayla 74 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Gelişmiş ve büyük bir kent olan Nagasaki’de bulunan yapıların 36% gibi bir oranı tamamen yok olmuştur. Patlamanın ardından gelen yıkım, patlama sırasındaki yaralanmalar ve sonrasındaki atom bombasının oluşturduğu radyasyona bağlı olarak sonraki yıllarda yüzbinlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Atom bombasının oluşturduğu radyasyon Japon halkında genetik bozukluklara yol açtığından etkilerini 2 ile 3 nesil kadar daha sürdürmüştür.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası

Hiroşima ve Nagasaki şehirlerine atılan atom bombalarının ardından Japon İmparatorlu, Japonya’nın teslim olduğunu duyurmuştur. Tüm tarafların katılımıyla gerçekleştirilen anlaşma ile birlikte İkinci Dünya Savaşı sona ermiştir. Ancak savaşı başlatan Nazi Almanya’sına göre Japonya çok daha ciddi yara almıştır. Ancak daha sonraki süreçte alınan önemli kararlar ve sıkı disiplindeki yönetim yaklaşımı ile Japonya hızla kendisini toparlamayı başarmıştır. Bugün dünyanın en önemli ve en gelişmiş ekonomisini oluşturmaktadır. Teknolojinin de merkezi konumunda gelen Japonya, dünyanın en güçlü ekonomilerinin katılım gerçekleştirdiği G8 üyesidir.

Japonya’ya Ne Zaman Gidilir?

Japonya gibi bir Pasifik ülkesinde Japonya’ya ne zaman gidilir sorusu için sadece sınırlı bir dönem söylenmesi uygun olmaz. Çünkü Japonya yılın her dönemi ılıman bir iklim yapısına sahiptir. Ancak yine de daha rahat bir gezi için yağış seviyelerinin daha düşük olduğu yaz ayları Japonya gezisi için tercih edilebilir.

Japonya’ya Nasıl Gidilir?

Türkiye’den Japonya’ya gitmek için havayolu ulaşımı tercih edilebilmektedir. Türkiye’de İstanbul ve yanı sıra Ankara’dan hem doğrudan hem de aktarmalı olarak uçak seferleri düzenlenmektedir. Türkiye’den Japonya’ya gerçekleştirilen uçak seferleri genellikle Dukuoka, Hiroşima, Nagoya, Okinawa, Osaka, Sapporo, Sendai ve başkent Tokyo’ya doğru yapılmaktadır. Japonya’da bu şehirlere ulaştıktan sonra şehir içi ulaşımı hızlı trenler, banliyö tenleri, şehirleri arası ve şehir içi otobüslerle hem hızlı hem de ekonomik bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Türkiye’den ortalama olarak uçak yolculuğu 11 saat kadar sürmektedir.

japonya nerededir
Japonya – Türkiye

Japonya İklimi ve Hava Durumu

Bir Pasifik Okyanusu adası olan Japonya, klasik şekilde muson bölgesinde bulunmaktadır. Bu nedenle ılıman bölge ile muson bölgelerinin tam olarak birleştiği bir noktada bulunmaktadır. İklimi okyanus ve karasal hava akımlarının etkisiyle ağırlıklı ılıman bir yapıya sahiptir. Japonya iklimi temel olarak 4 mevsimin görüldüğü nadir ülkelerden birisidir. Haziran ayı ortalarında başlayan yaz mevsimi genellikle nemli ve ılık bir yapıya sahiptir. Japonya hava durumu yaz içerisinde yağmurlu mevsim hiç görülmemektedir. Kuzey bölgesinde bulunan Hokkaido adası haricinde genellikle yaz aylarının ardından bir aylık bir yağmurlu mevsim yaşanmaktadır. Kış ayları ise Pasifik Okyanusu taraflarında yumuşak ve güneşli şekilde geçmektedir. İç kesimlerinde bulunan dağlık alanları ise dünyanın en karlı bölgeleri arasında yer alır. Ülke içerisinde şiddetli rüzgar, tayfun ve sağanak yağışlar eylül ayı itibariyle görülmeye başlanır.

Japonya Yemek Kültürü

Japon mutfak kültürü temel olarak çorba, erişte ve pirinç yapılan pilav türlerini içerdiği gibi bir Pasifik adası ülkesi olmasından gelen balık eti temelleri üzerine kurulmuştur. Bununla birlikte sebze yemekleri de Japonya mutfağı için en temel şeylerden birisi konumunda bulunuyor. Japon mutfağı, kullanılan malzemelerin tazeliğinden lezzetine kadar sunum kalitesi ile de ayrı bir hassasiyet gösterilen bir yapıya sahiptir. Gündelik yaşantı içerisinde tüketilen öğünlerde dahi sunum en temel bileşenlerden birisidir. Bununla birlikte Japonya mutfağı, diğer Uzakdoğu ülkeleri ile yemek kültürü açısından fazlasıyla önemli benzerlikler içermektedir. Gohan yani pilav, pek çok Uzakdoğu ülkesinde olduğu gibi Japonya’da da hemen hemen her öğünün önemli bir parçası konumunda bulunuyor.

Japonya mutfağı denilince tabii ki Pasifik Okyanusu’nun kendisine has balık türlerinden oluşan balık çeşitliliği de oldukça önemli bir zenginlik kazandırdığından, akla gelen ilk şeylerden birisidir. Dünyada lüks yemek kültürünün önemli bir simgesi haline gelmiş olan suhsi de bunun en somut örneklerinden birisini oluşturuyor. Her zaman mevsiminde olan malzemeleri kullanarak, yemeklerin gerçek tat dokusunu korumaya odaklı bir yemek yapma alışkanlığına sahiptir.

Japonya’da Ne Yenir?

Japonya denilince akla gelen bazı yemekler var ki, Japonya’nın dışında dünyanın her yerinde tüketilen lezzetler arasında yer almaktadır. Japonya geleneksel mutfağı ile özdeşlemiş birbirinden farklı yemek çeşitleri bulunuyor. Suhsi gibi balık ürünlerinden yapılan yemeklerin yanı sıra pilav bunların sadece başlıca olanlarıdır. Yani Japonya’da ne yenir diye sorduğunuzda karşınıza binlerce yıllık bir gelenekten gelen son derece dolgun ve zengin bir yemek çeşitliliği çıkacaktır. Japonya gezisi sırasında ne yiyeceğiniz dair birkaç örneği inceleyelim!

  • Suhshi; Tüm dünyada bilinen ve sıklıkla tüketilen, yanı sıra lüks yemek kültürünün en önemli temsilcisi olan Suhsi, aslında Japonya’dan dünyaya yayılmış bir lezzettir. Balığın çiğ şekilde, haşlanan pirinç ve sebzelerle birlikte hazırlanmasıyla elde edilmektedir. Wasabi gibi dünyanın en acı sosuyla birlikte tüketimi oldukça yaygındır.
  • Ramen; Japonya’nın tüm şehirlerindeki restoranlarda bulunabilecek en önemli Japon yemeklerinden birisidir. Geleneksel lezzetler arasında yer alan bu yemeğin yapımında domuz eti, yosun, yumurta ve yeşil soğan kullanılmaktadır. Bu ürünlerle pişirilmiş olan bir tür erişte olarak tanımlanabilen bu lezzet sıcak ve derin bir kase içerisinde servis edilmektedir.
  • Soba Noodle; Modern dünyada hazır ve hızlı yemek konusunda en fazla sükse yapan lezzetlerden birisidir. Suhsi gibi bu lezzette geleneksel Japon mutfağı ürünlerinden birisidir. Karabuğdaydan yapılmakta olduğundan gri tonlarında bir renge sahip  bir tür eriştedir. Bu farklı görüntüsü nedeni ile de fazlasıyla dikkat çekiyor. Son derece pratik bir şekilde hazırlanabilmesi ve kolayca özel sunumlarının yapılabilmesi nedeniyle Japon halkının sıkça tükettiği lezzetlerden birisidir.
  • Tempura; Japon mutfağında denizden çıkan her şey sofralarda yer alabilmektedir. Bu çerçevede olan lezzetlerden birisi olan Tempura, temel olarak susam yağı kullanılarak, kızartılan tüm deniz mahsullerini içermektedir. Yani farklı deniz mahsullerinin her biriin susam yağıyla kızartılması için kullanılan bir isimdir.
  • Kare Raisu; Hindistan’la özdeşleşmiş olsa da Japonya’da köri tüketimi konusunda oldukça yüksek bir potansiyele sahiptir. Bunun en iyi örneklerinden birisi de Japonya’nın geleneksel lezzetleri arasında yer alan Kare Raisu’dur. Körü ile harmanlanan domuz eti veya tavuk eti ile yapılmaktadır. Haşlanan beyaz pirinç ile birlikte sunumu gerçekleştirilir. Oldukça hafif olduğundan günün her saatinde tüketilebilmektedir.
  • Okonomiyaki; Son derece sıra dışı Japon mutfağı lezzetlerinden birisi olan Okonomiyaki içerisinde karides, soğan, kalamar ve yanı sıra sığır eti kullanılmaktadır. Izgarada az yağ ile pişirilen bu lezzet, eşsiz sunum teknikleriyle adeta kendisine çekmektedir.
  • Şabu Şabu; Japonya’da yapılışından lezzetine kadar her açıdan karnınızı acıktıracak lezzetlerden birisi konumunda bulunuyor. Japonya genelindeki tüm restoranlarda sunumu son derece sıra dışı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Masanın ortasına koyulan sıcak bir tencere içerisine sebze ve etler koyularak, pişirilmektedir. Bu şekilde herkesin etin haşlanma durumunu tamamen kendi isteğine göre belirleyebilmesine imkan vermektedir.
  • Miso Çorbası; Geleneksel Japon çorba çeşitlerinden birisi olan Miso çorbası, ana yemek yerine atıştırmalık olarak tercih edilir. Son derece doyurucu bir çorba olduğundan öğün bile geçirmek amacı ile tüketilebilmektedir. İçerisinde tofu, soğan, yosun ve turp bulunan lezzet, son derece sağlıklı ve bir o kadarda lezzetli bir çorba deneyimi sunmaktadır.
  • Yakitori; Japonya şehirlerinde halk tarafından ağırlıklı olarak yapılışında domuz eti veya balık eti kullanılıyor olsa da tamamen isteğe göre farklı et kullanımı gerçekleştirilerek de hazırlanabilmektedir. Balık eti, kırmızı et, beyaz et veya balık eti şişlere dizildikten sonra ızgarada sos ile birlikte kızartılarak, hazırlanabilmektedir. Bizdeki kuzu şiş görünümünü sunuyor olması nedeniyle fazlasıyla iştah açıcı bir yemektir.
  • Onigiri; Japonya’nın tüm şehirlerindeki sokaklarda sıkça rastlayabileceğiniz ayak üstü geleneksel Japon lezzeti atıştırmalığı olarak kabul edilmektedir. Onigiri, balıklı, etli, yumurtalı, pirinçli gibi yüzlerce farklı iç malzemesi ile hazırlanabilmekte olan bir tür atıştırmalıktır. Piramit şeklinde hazırlanan onigiri atıştırmalıkları, gün içerisinde karnınızı kolayca doyurabilmenize yardımcı oluyor.
  • Udon Noodle; Japonya’daki en popüler geleneksel lezzetlerden birisi de udon’dur. Soğuk veya sıcak şeklinde tamamen isteğe bağlı olarak tüketilebilmektedir. Yeşilliklerin ve yanı sıra soğanın garnitüre ettiği udon ile hızlı ve lezzetli bir yemek yiyebilirsiniz.
  • Namagashi; Geleneksel Japon şekerlemelerinden birisi olan Namagashi, hem görüntüsü hem de lezzeti ile sizi kendisine çekmeyi başarıyor. Meyve jölesinin yanı sıra şekerli fasulye ile de hazırlanabilen bu şekerlemeler, farklı şekillerde hazırlandığından, adeta yemeye kıyamamanıza neden oluyor. Çoğu turist tadından önce hemen fotoğrafını çekmeyi tercih ediyor.
  • Daifuku; Karnınız acıktığında pratik ve lezzetli olduğu kadar doyurucu bir atıştırmalık istiyorsanız Daifuku tam size göredir. İçerisine kırmızı fasulye ezmesi koyulan ve dış kısmı beyaz toplar halinde hazırlanan bir lezzettir. Tercihe göre sıcak ya da soğuk olarak tüketilebilmektedir. Günümüzde farklı meyveli çeşitleri de restoranlarda sıklıkla turistlere servis edilmektedir.
  • Yeşil Çay; Uzakdoğu tıpkı bizim gibi çay kültürü oldukça köklü olan bir toplumdur. Bir Uzakdoğu ülkesi olarak Japonya’da da çay kültürü toplumun genelinde mevcuttur. Ancak bizden tamamen farklı bir şekildedir.  Japonya’da çay genellikle yeşil çay türüyle tüketilmektedir. Yemeğin öncesinde ya da sonrasında metabolizmayı hızlandırmak amacı ile yaygın şekilde içildiği bilinmektedir.
  • Wasabi; Japonya ve mutfak denilince wasabi bahsi geçmemesi mümkün değildir. Japon turbu olarak da isimlendirilen bu ürün, aslında turpgillerden değildir. Kökünde bulunan yüksek ve yoğun acı yüzünden yemekler için Japonya mutfağında çeniş olarak kullanılmaktadır. Acılığı acı biberlerde bulunan kapsaisin’de olduğu gibi dilde değil, burun ve solunum yollarında etki oluşturur. Bu zaten fazlasıyla şiddetli acıya sahip olan wasabinin acısını çok daha fazla hissetmenize neden olur.
612974df5fa852cb33671b1bf20c9d82
Japonya Yemeği

Japonya Gezilecek Yerler

Tarihiyle, coğrafik konumuyla ve tabii ki yüzlerce ve hatta binlerce yıla uzanan kast yaşam stiliyle Japonya gezi rehberi yazımızın en fazla merak edilen başlıklarından birisine geldik! Japonya’nın kültürel ve tarihi öneminin yanı sıra coğrafyası, iklimsel özellikleri ve ulaşımı konusunda kapsamlı bilgilendirmeler gerçekleştirdik. Şimdi ise Japonya gezilecek yerler listesi ile ülkede mutlaka görmeniz gereken yerler hakkında detaylı bilgi edinebilmenize yardımcı oluyoruz.

Japonya; toplumsal yaşamı, binlerce yıllık kültürü ve tabii ki bizden tamamen farklı olan kast yapısının içerisine gizlediği son derece ilgi çekici bir Uzak Doğu ülkesidir. Bu özellikleri ile Uzak Doğu’nun en çok merak edilen ülkelerinden birisi olan Japonya, dünyanın her yerinden yıl boyunca milyonlarca turiste ev sahipliği yapıyor. Başkent Tokyo en gelişmiş şehri olsa da gelişmişlik düzeyi veya doğal güzellikleri ile mutlaka görülmesi gereken yerler arasında dinamik biçimde yer alan çok sayıda şehri bulunuyor. Japonya’nın başkenti Tokyo’nun yanı sıra Kyoto, Osaka, Yokohama ve Nagoya gibi şehirleri de mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor. Tarihi ve tabii ki Japon adasının kendisine has güzelliklerini içeren Hiroşima ve Nagasaki şehirlerde Japonya’da gezilecek yerler listesinde mutlaka yer alması gereken başlıca şehirlerden birisidir. Toplumsal açıdan kast bir yapıya sahip olduğundan Japonya’nın her bir şehrinde Japon kültürünün farklı bir yapısını görebilmeniz, zengin mutfak kültürünü deneyim edebilmeniz mümkündür.

Japonya’nın 47 valilikten oluşan tüm şehirlerinin arasındaki Japonya’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden oluşturduğumuz listemizle Japonya gezinizi çok daha zengin ve çok daha keyifli bir şekilde programlayabilirsiniz. Gelin birlikte Japonya’ya gittiğinizde nerelere görmeniz ve neleri ziyaret etmeniz gerektiğine birlikte bakalım!

Tokyo Gezi Rehberi

Japonya’nın başkenti Tokyo, Japonya gezinizin ilk durağını oluşturmalıdır. Türkiye’den veya dünyanın herhangi bir ülkesinden Japonya’ya gitmek istediğiniz ulaşım konusunda en fazla seçeneğinizin ve en pratik ulaşım imkanınızın bulunduğu şehir olması da Tokyo’nun gezinizde öncelikli olmasında önemli bir pay sahibidir. Yükselen Güneş Ülkesi Japonya’nın başkenti olan Tokyo, Uzakdoğu’nun en tanınan ve en gelişmiş ülkelerinden birisidir. 35 milyonu aşkın insanının yaşamını sürdürdüğü olabildiğince kalabalık bir şehir olan Japonya, yaşanabilirlik açısından da oldukça pahalıdır. Tokyo şehrinin ilk kurulduğu 1603 yıllarındaki “Edo” şeklindedir. 1868 yılında şehrin adı Tokyo olarak değiştirilmiştir.

Tokyo; Japonya’nın Doğusunda bulunmaktadır. Ülkenin en büyük adalarından Honşu’nun orta kısımlarındaki “Tokyo Körfezi” kıyısında bulunan bir şehirdir. Gelişmişlik düzeyi en yüksek seviyede olan dünya şehirlerinden birisi olmasının yanı sıra Japonya’nın kendisine has ve son derece renkli olan yapısını da doğrudan görebilme şansı veriyor. Kırsal alanlarına göre daha kozmopolit bir yapıya sahip olsa da Japonya’nın başkenti Tokyo’da Japon kültürünün güçlü dinamikleri etkin bir şekilde toplumsal yaşama yön veriyor. Tokyo gezilecek yerler listemiz ile şehirde gezmeniz gereken birbirinden özel yerler hakkında kapsamlı bir bilgilendirme hazırladık!

  • İmparatorluk Sarayı; Tokyo kent merkezinde yer alan bu saray, Japonya İmparatoru tarafından aktif şekilde kullanılmaya devam eden resmi bir konuttur. Şehrin ilk dönemlerinde Edo Kalesi şeklinde isimlendirilen bu yapı, Japonya’nın oldukça sert olan kast yapısını güçlü bir şekilde yansıtan en somut örneklerden birisidir. Zira İmparatorluk Sarayı’nın iç ve dış mimarisini yakından görebilmeniz için sunulan fırsatlar oldukça sınırlıdır. Japonya’da yaşıyor olun veya dışarıdan turist olarak gelmiş olun fark etmeksizin İmparatorluk Sarayı’na her zaman istediğiniz gibi giremiyorsunuz. İmparatorluk Sarayı’nın içerisine girebilmeniz için yılda sadece 2 tarih bulunuyor. Bunlardan ilk 2 Ocak olarak belirlenmişken, ikincisi ise İmparatorun doğum günü olan 23 Aralık’tır. Yani Japon İmparatorluk Sarayı’nın içini merak ediyor ve gitmişken mutlaka görmek istiyorsanız mutlaka 2 Ocak ile 23 Aralık’ta şehirde bulunuyor olmanız gerekmektedir. İmparatorluk Sarayı, kale olarak kullanıldığı dönemden kalan su dolu hendekleriyle dikkat çekiyor. Japon mimarisini ve kültürünü güçlü bir şekilde yansıtan mimarisiyle İmparatorluk Sarayı dışarıdan bile görülse yeter.
  • Sensoji Tapınağı; Japonya’da “Asakusa Kannon Tapınağı” şeklinde de isimlendirilmektedir. Tokyo genelinde bulunan en dikkat çekici renklere ve mimari stile sahip olan yapıların en başında geliyor. 645 yılında tamamlanan tapınak, Tokyo kentinde bulunan en eski tapınak olma özelliğine de sahiptir. Bu nedenle Japon mimarisi, kültürünü ve tabii ki dini inanç yapısının tarihini görmek ve öğrenmek istiyorsanız kentteki mutlaka görmeniz gereken noktalardan birisi konumunda bulunuyor. Sensoji Tapınağı’nı ziyaret etmek istiyorsanız her gün 06.00 ile 17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Üstelik tapınağı ziyaret etmek için herhangi bir ücret ödemenize de gerek bulunmamaktadır.
  • Ueno Park; Bir adalar ülkesi olan Japonya, Uzakdoğu’nun dillere destan doğal güzelliklerini, faunasını ve iklimsel özelliklerini tüm şehirlerinde somut bir şekilde gösteriyor. Kültürüne ve tarihine büyük bir önem gösteren toplum olmaları sayesinde de başkent Tokyo gibi gelişmiş bir şehirde dahi bu özelliklerinin izlerini her yerde görebilirsiniz. İşte 1873 yılında tamamlanan Ueno Park’ta bunlardan birisidir. Ueno Park içerisinde çok sayıda müze ve tapınak, bu eşsiz doğal atmosferle uyumlu mimarileriyle dikkat çekiyor. Ayrıca kente gelen turistlere eşsiz doğal atmosfer içerisinde son derece keyifli bir Japon tarihi sunuyor. Kente gelen turistlerin en fazla ziyaret ettikleri mekanların en başında geliyor. Parkta bulunan “Shinobazu Göleti” bu muhteşem atmosferi tamamlayıcı bir görsellik sunmaktadır. Parkın içerisinde devasa büyüklükte ve zengin hayvan çeşitliliğinin yer aldığı Tokyo Hayvanat Bahçesi’de bulunmaktadır. Bu hayvanat bahçesinin en önemli özelliği ise ülkedeki en eski hayvanat bahçesi olmasıdır. Park içerisinde yer alan müzeler arasında Tokyo Ulusal Müzesi, Batı Sanatı Ulusal Müzesi, Tokyo Metropolitan Sanat Müzesi, Ulusal Bilim Müzesi gibi ülkenin en önemli müzeleri yer almaktadır. Ayrıca Tokyo’nun en büyük tapınağı olan Kanenji Tapınağı’da park içerisinde yer almaktadır. Parka girebilmek için her gün 05.00 ile 23.00 saatleri arasını kullanmanız gerekmektedir. Parka giriş için herhangi bir ücret ödemenizde de gerek bulunmuyor.
  • Kanenji Tapınağı; Tokyo’nun devasa şehir parkı Ueno Park içerisinde bulunan ve kentin en büyük tapınağı olma özelliğine sahip olan Kanenji Tapınağı, 1625 yılında inşa edilmiştir. Ülkede yaşanan savaşlar ve İkinci Dünya Savaşı sırasında çok ciddi yıkım yaşamış olan tapınağın kalıntıları günümüzde halen korunmaktadır. Kalıntılar 5 kattan oluşan Pagoda Mabedi ile Toshugu Mabedi arasında parkın geneline yayılmış şekilde bulunmaktadır. Şehirdeki diğer tapınaklar için olduğu gibi Kanenji Tapınağı girişi de tamamen herkese ücretsiz. Tapınak ziyaretleri her gün 09.00 ile 16.00 saatleri arasında yapılabilmektedir.
  • Tokyo Ulusal Müzesi; Japonya’da kurulmuş olan ilk müze olmasının dışında en önemli müze olan Tokyo Ulusal Müzesi, 1872 yılından beri kesintisiz olarak hizmet vermektedir. Müze içerisinde Japon kültürünü yansıtacak gündelik, siyasi ve askeri çok sayıda eser bulunmaktadır. Metal eşyalar, kılıçlar, heykeller, resimler, dokumalar gibi daha pek çok farklı Japon toplumsal ve askeri yaşamından ve yanı sıra Japon sanatından dünyanın en zengin eserleri ziyaretçilere sunulmaktadır. Müzeye giriş pazartesi günleri hariç 09.30 ile 17.00 saatleri arasında 620 YEN giriş ücreti ile giriş yapılabilmektedir.
  • Tokyo Modern Sanat Müzesi; İçerisinde barındırdığı 4500’ü aşkın modern sanat koleksiyonu ile Uzakdoğu’nun en zengin modern sanat müzelerinden birisi olan Tokyo Modern Sanat Müzesi 1952 yılından beri hizmet vermektedir. Resim, heykel, moda, mimarlık, tasarım ve çağdaş sanattan oluşan binlerce eser sergilenmektedir. Pazartesi günleri hariç haftanın diğer günleri 10.00 ile 18.00 saatleri arasında 500 YEN giriş ücreti ile giriş yapılabilmektedir.
  • Yoyogi Park; İçerisinde göletler, ormanlık alanlar ve yemyeşil düzlükler içeren Japon adasının doğasını yansıtan en büyük parklardan birisidir. 1967 yılında kurulmuş olan park daha öncesinde Tokyo Olimpiyatları için ev sahipliği yapmaktaydı. Tokyo’yla özdeşlemiş tapınaklardan birisi olan Meiji Tapınağı da bu park içerisinde bulunmaktadır. Tokyo şehir merkezinden sadece 5 dakikalık bir yürüme mesafesinde bulunmaktadır.
  • Meiji Tapınağı; Japonya’nın başkenti Japonya’da bulunan bir Şinto tapınağı olan Meiji Tapınağı, şehrin en önemli tapınaklarından birisidir. 700 bin metrekarelik bir ormanlık alan içerisinde bulunan bu eşsiz ihtişamıyla dikkat çeken tapınağa, yine diğer tapınaklarda olduğu gibi herhangi bir ücret ödemeden giriş yapılabilmektedir. Japon halkına göre İmparator Meiji  ve İmparatoriçe Shöken’in ruhları halen bu tapınakta yaşamaya devam etmektedir.
  • Shinjuku; Başkent Tokyo’nun başkenti gibi olarak belirtilebilecek düzeyde gelişmişliğe ve lokasyon önemine sahip olan merkezlerden birisidir. Tokyo’ya gitmişseniz Shinjuku’da bulunmama gibi imkanınız bulunmamaktadır. İş merkezlerinin, ulaşım merkezlerinin ve Tokyo yönetim merkezlerinin bulunduğu bir şehir merkezidir. Oldukça büyük bir alanı kapsıyor olması nedeni ile de bölgelere ayrıştırılmıştır. Dünyanın en kabalık ve en fazla sefer düzenlenmekte olan tren istasyonu unvanını elinde bulunduran Shinjuku Tren İstasyonu’da burada bulunmaktadır. Ayrıca Tokyo Hükümet Binası da yine burada bulunmaktadır. Shinjuku’nun batı bölgesi olan “Batı Shinjuku Bölgesi” içerisinde evler, lüks oteller, gökdelenler bulunmaktadır. Doğu Shinjuku Bölgesi ise alışveriş merkezleri, yeraltı elektronik mağazaları, Kabukicho mağazalarının ve yanı sıra bar gibi eğlence mekanlarının bulunduğu bir bölgedir. Shinjuku’nun doğu bölgesi ayrıca Japonya’nın ve hatta dünyanın en büyük ve en sıra dışı “Red Light Distict’i de bu bölge içerisinde bulunmaktadır.
  • Tokyo Kulesi; Gördüğünüzde kesinlikle kendinizi Paris’teymiş gibi hissetmenize yol açabilecek Tokyo’nun en önemli simgelerinden birisidir. Tokyo Kulesi, tıpkı Paris’te bulunan Eyfel Kulesi ile benzer bir mimariye sahiptir. Ancak Eyfel Kulesi’nden tam 13 metre daha yüksek uzunluğa sahip olan Tokyo Kulesi toplam 333 metreden oluşmaktadır. 1958 yılında yapılan Tokyo Kulesi, Japonya’nın özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında resmen yeryüzünden silinmiş olan şehirlerinin yeniden yükselişini temsil etmektedir. Kule üzerinde restoran, kafe ve hediyelik eşya mağazaları gibi turistlere yönelik mekanlar bulunmaktadır. Kent merkezine yürüme mesafesinde olduğu gibi yüksekliğiyle gökdelenlerle dolu şehirde bile her yerden görülebilmektedir.
  • Shinjuku Tren İstasyonu; Başkent Tokyo’da bulunan Shinjuku İstasyonu, Tokyo’nun özel semtleri ile Batı Tokyo arasındaki şehir içi ulaşımın merkezi konumunda bulunuyor. İstasyon banliyö ve metro gibi raylı sistemlerinin bağlantı merkezi konumunda bulunmaktadır. Günde yaklaşık 4 milyona yakın yolcuyu ağırlıyor olması nedeni ile de dünyanın en yoğun ulaşım merkezi unvanını kazanmıştır. Ayrıca tren istasyonu 1885 yılından bu yana kesintisiz olarak hizmet vererek, bu alanda da dünyanın en önemli ve en eski ulaşım merkezlerinden birisi konumunda bulunmaktadır.
  • Ginza District; Rengarenk metropol yaşam alanlarıyla tanıtımları gerçekleştirilen Tokyo’nun bunu en güçlü şekilde yansıtan bölgelerinden birisidir. Kente gelenlere geniş alışveriş fırsatları sunan mağazalarının yanı sıra kentin gece hayatını da doruk noktasına çıkartacak birbirinden renkli bar ve eğlence mekanlarıyla dolu olan bir bölgedir. Geniş bir bölgeyi içerisine alan Ginza District’in merkezinde bulunan dükkanların sadece 1 metrekaresi için bile 10 milyonu Yen’i aşkın fiyatların uygulandığı belirtilmektedir. Böyle devasa bir ekonominin söz konusu olduğu bölge mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor. 1923 yılında yaşanan büyük Kanto depremi ardından bugünkü renkli ve gökdelenlerle dolu mimari yapısını kazanmaya başlamıştır. Tokyo’nun bölgesinde bulunan “Kabukiza Tiyatrosu” ülkenin sanat ve kültürüne önemli bir bakış gerçekleştirebilmenizi sağlıyor. Ayrıca “Polis Müzesi” ile de bölge ve şehir tarihine ışık tutuyor. Ayrıca bölgede 1612 ile 1800 yıllarında gümüş para basımının gerçekleştirildiği Eski Tokyo Darphanesi de bulunmaktadır.
  • Shibuya; Başkent Tokyo’da ülkenin moda ve eğlence alanlarındaki nabzının tutulduğu merkezlerden birisidir. Tokyo’daki en kalabalık bölgelerden birisi olduğu gibi günün her saatinde son derece yüksek bir hareketliliğe sahiptir. Dünyaca ün kazanmış olan “Hachiko” isimli köpeğin hikayesi de bu bölgede yaşanmıştır. Bölgede bulunan Shibuya Metro İstasyonu’nun hemen girişinde “Hachiko Heykeli” bulunmaktadır. Ayrıca ülkede “Kültür Köyü” olarak bilinen “Bunkamura” isimli merkezde bu bölge içerisinde bulunuyor. Center Gai, Spain Slope ve Koen Dori gibi caddeleriyle Tokyo’nun gece hayatının dinamiklerini turistlere sunuyor.
  • Akihabara Electric Town; Henüz bölgeye yaklaşmaya başlandığınız andan itibaren renkli dünyasının kapısını size açmaya başlayan bir bölgedir. Tokyo’nun ve dahi Japonya’nın renkli dünyasının en özel mekanlarından birisidir. Anime tutkunları için ise dünyada başka eşi benzeri bulunmayacak bir atmosfer sunmaktadır. Bu nedenle Tokyo’daki genç nüfusun en önemli ziyaret noktalarından biri olduğu gibi genç turistler içinde bir cazibe merkezi konumunda bulunuyor. Bölge genelinde anime çizim sanatı, manga ve yanı sıra elektronik ürünlere merakı olanların mutlaka listesinde bulunması gereken yerlerden birisidir.
  • Odaiba Adası; Bir adalar ülkesi olan Japonya’nın başkenti Tokyo’da bulunan insan yapımı bir adadır. Kentin adının Edo olduğu dönemlerde bu insan yapımı ada üzerinde çeşitli askeri savunma yapıları yer alıyordu. Kentin denizden gelebilecek tüm saldırılara karşı ön savunmasını sağlıyordu. Kentteki 1980 yılında gerçekleştirilen köklü kentsel dönüşüm kapsamında daha çok fütüristik stilde inşaat gerçekleştirilmiştir. 1990 yılı itibari ile toplu yaşam alanından turistik bir merkez haline dönüştürülmüştür. Bu yapay ada 4 farklı bölgeden oluşmaktadır. İçerisinde “Decks Tokyo Beach”, “Aquacity Odaiba” ve “Rainbow Bridge” gibi önemli noktaları içeren Fuji TV Area ilk bölgeyi oluşturmaktadır. Ayrıca İçerisinde Deniz Bilimleri Müzesi de dahil olacak şekilde çok sayıda müzeyi içeren Telecom Center Area ikinci bölgeyi oluşturmaktadır. Üçüncü bölge ise “Toyota Mega Web” ve “Venüs Fort” gibi teknoloji ve alışveriş merkezlerinin bulunduğu Palette Town’dır. Son bölge ise Panasonic Center’ı da içerisinde bulunduran Big Sight Area bölgesidir.
  • Tsukiji Balık Pazarı; Tokyo’da bulunan ve dünyaca üne sahip olan balık pazarlarından birisidir. Pasifik Okyanusu’na özgü olan balık türlerinin satışının gerçekleştirildiği balık dükkanlarından oluşan bir alandır. Ayrıca balık restoranları da Pazar içerisinde çok sayıda bulunmaktadır. Dünyanın en büyük balıklarının yakalanarak, açık arttırma usulü satışa çıkartıldığı balık pazarında milyonlarca dolar değerinde balık satışları dahi yapılmıştır. Her gün 05.00 ile 14.00 saatleri arasında balık pazarını ziyaret edebilirsiniz.
  • Tokyo Metropolü Hükümet Binası; Japonya’nın modern çağ mimarisinin en özel şekilde yansıtıldığı Tokyo’da bulunan Hükümet Binası da bunun en somut örneklerinden birisidir. Ücretsiz olarak giriş yapılabilen bu devasa gökdelen mimarisindeki Hükümet Binası’nın seyir teraslarıyla muhteşem bir Tokyo panoramasını izleyebilirsiniz. İlk yapıldığı tarihten itibaren 2007 yılına kadar Tokyo’da bulunan en yüksek bina konumunda bulunuyordu. Binanın toplam yüksekliği 243 metredir. İki kulesinde de bulunan gözlem teraslarından havanın temiz ve açık olduğu zamanlar Fuji Dağı dahi görülebilmektedir. Ayrıca “Tokyo Skytree, Meiji Tapınağı, Tokyo Dome ve Tokyo Tower gibi şehrin önemli simgeleri de detaylı bir şekilde görülebilmektedir. Her gün 09.30 ile 23.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.
  • Kabukicho; Tokyo’nun daha ağırlıklı olarak yetişkinlere hitap eden son derece zengin renk çeşitliliğiyle dikkat çeken bölgelerinden birisidir. Adrenalin tutkunlarına yönelik olarak “Pachinko” isimli mekanların yanı sıra aşk otelleri ve “Peep Show” etkinlikleri gibi yetişkinlere yönelik mekanları ve mağazalarıyla öne çıkan bir bölgedir.
  • Tokyo Disneyland; Şehirde her yaş grubuna hitap edecek farklı yapısal özellikleri içeren bölgeler bulunuyor. Bunlardan birisi olan, çocuk ve gençlere hitap eden Tokyo Disneyland’da en somut örneklerden birisidir. 1983 yılında hizmete açılmış olmasıyla ABD dışında açılan ilk Disneyland olma özelliğine sahiptir. İçerisinde “Tomorrowland” ve “Toontown” gibi farklı tesisleri içeren oldukça geniş bir alandan oluşmaktadır. Her gün 08.00 ile 22.00 saatleri arasında 7400 Yen giriş ücreti ile girilebilen Tokyo Disneyland, Japonya için telaffuz edilen “Küçük Amerika” yakıştırmasının en önemli nedenlerinden birisidir.
Tokyo

Hiroşima Gezilecek Yerler

Yaşadığı büyük felaket nedeniyle tüm dünyada tanınan ve bilinen Japonya şehirlerinden birisidir. Hiroşima şehri, yaşadığı büyük felaketin ardından kendisini hızla toparlamayı başarmış ve günümüz Japonya’sının en önemli şehirlerinden birisi haline gelmiştir. Şehir tarihi değerlerinin yanı sıra doğal güzelliklerini içeren parklarıyla Japonya gezilmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Ayrıca Hiroşima gezilecek yerler arasında birbirinden eşsiz adaları ve tarihi tapınakları da yer almaktadır.

Hiroşima bir ada ülkesi olan Japonya’nın tüm doğal güzelliklerini en özgün biçimde korumaya devam eden nadir şehirlerden birisidir. Bununla birlikte hem binlerce yıllık Japon tarihine hem de İkinci Dünya Savaşı’nın mihenk taşlarını içeren son derece önemli kültürel ve tarihi değere de sahiptir. Hiroşima gezilecek yerler arasında Hiroşima Anıtı Müzesi, Çocuk Barışı Anıtı, Atom Bombası Kubbesi, Hiroşima Kalesi gibi önemli tarihi mekanları içermektedir. Ayrıca Japonya’nın samuray dönemlerinden kalan Shukkei, Miati-Dera ve Fudoin Tapınakları ile hem tarihi hem de dini değerleri de korumaktadır. Momjidani Parkı, Hiroşima Şehri Hayvanat Bahçesi ve Itsukushima Adası gibi doğal güzellikleriyle dikkat çeken mekanlarla dolu bir şehirdir.

  • Hiroşima Barış Anıtı Parkı; Japonya’da bulunan en büyük parklardan birisi olsa da taşıdığı anlam ve tarihi dolayısıyla diğerlerine göre çok daha fazla önem taşımaktadır. ABD’nin nükleer saldırısına uğramış olan Hiroşima kentine itihafen yapılmıştır. Sadece Hiroşima kentinde 1945 yılının sonunda nükleer saldırının etkisiyle 140 bin kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle yapılmıştır. Patlamanın etkisiyle dümdüz olan şehrin tam merkezine yapılmıştır. İçerisinde çok sayıda anıt, müze ve konferans salonu bulunmaktadır. Kent yönetimi tarafından her yıl 6 Ağustos Barış Anıtı Töreni bu park içerisinde gerçekleştirilmektedir. Hiroşima Barış Anıtı Parkı içerisinde Atom Bombası Kubbesi, Çocuk Barış Anıtı, Atom Bombası Anıtı Tepeceği, Koreli Kurbanlar Anıt Mezarı, Ana Anıt Mezer, Barış Çanı, Barış Meşalesi, Hiroşima Ulusal Barış Anıtı Salonu, Hiroşima Barış Anıtı Müzesi, Barış Kapıları gibi eserler bulunmaktadır.
  • Hiroşima Anıt Müzesi; İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nın Japonya topraklarına attığı iki atom bombasından birisinin atıldığı Hiroşima şehrinde bulunmaktadır. Atılan atom bombasının şehre ve ülkeye verdiği yıkımın unutulmaması ve bu atom saldırısında hayatını kaybeden, evinden olan, izlerini ömrü boyunca taşıyan Japon halkını onurlandırmak amacıyla yapılmış olan bir müzedir. Müze içerisinde kente atılan atom bombasının etkisinin daha iyi anlaşılmasını gösterecek nitelikte bir şehir haritası bulunmaktadır. Özellikle atom bombasının patlamasıyla taş üstünde taş kalmayan şehrin önceki ve sonraki dümdüz halini göstermektedir. Patlamanın tüm etkisini derinden hissetmenizi sağlayacak fotoğrafların yanı sıra patlamadan gelen kıyafetler, bozulan saatler, notlar ve o günlerden gelen daha pek çok farklı obje müzede sergilenmektedir. Hiroşima Barış Anıtı Parkı içerisinde bulunan Hiroşima Anıt Müzesi’ne giriş için 50 Yen ödemeniz gerekmektedir.
  • Çocuk Barış Anıtı; Şehirdeki atom bombası saldırı hayatını kaybeden çocuklara ithafen yapılmış bir heykeldir. Kollarını iki yana açmış ve başında kağıttan yapılan turna kuşu maketi bulunan bir kız çocuğu heykelidir. Heykel, bombanın patlamasıyla oluşturduğu basıncın etkisiyle hayatını kaybeden “Sadako Sasaki” isimli genç kızın hayat öyküsünü simgelemektedir. Yerel halka göre söz konusu çocuğun 1000 turna kuşu yapması halinde iyileşeceği inancı bulunmaktadır. Dünyanın her yerinden bu inanca katılım gerçekleştirilerek, çocuklar tarafından Hiroşima’ya bu maketlerden gönderilirken, maketler heykel yanında sergilenmektedir.
  • Atom Bombası Anıtı Tepeceği; Atom bombası saldırısında ilk patlamayla hayatını kaybetmiş olan 70 bini aşkın Japon vatandaşının küllerinin saklanmakta olduğu, üzeri çimlerle kaplanmış bir tümsekten oluşmaktadır.
  • Koreli Kurbanlar Anıt Mezarı; Atom bombası sırasında kent genelinde on binleri aşkın Koreli’nin bulunduğu belirtilmektedir. Bombanın patlamasından sonra kent genelinde hayatını kaybeden ve oluşturduğu yüksek basınca maruz kalan 400 bini aşkın kişinin yaklaşık 45 bininin Koreli olduğu kayıtlarda yer almaktadır. İlk yapıldığı yerin tartışmalara neden olmasının ardından 1999 yılında bugünkü yeri olan parka taşınmıştır.
  • Hiroşima Barış Anıtı Parkı Ana Anıt Mezarı; Parkın tam merkezinde bulunan ve saldırıda hayatını kaybetmiş olan tüm Japon vatandaşlarının yer aldığı bir anıt mezardır. Üzerinde eyer biçimine sahip bir anıt yer almaktadır. Bu anıt mezar 6 Ağustos 1952 tarihinde yapılmıştır. Şinto biçiminde tasarlanmış olan anıtın yay biçimi, bombanın kurbanlarının ruhlarını koruduğuna inanılmaktadır.
  • Hiroşima Barış Anıtı Parkı Barış Meşalesi; Park içerisinde bulunan Barış Meşalesi 1964 yılında yapılmış ve yakılmıştır. İlk yakıldığından itibaren halen kesintisiz olarak yanmaya devam etmektedir.
  • Hiroşima Barış Anıtı Parkı Barış Çanı; Simgesel bir öneme sahip olan bu çan, Japon çanı şeklinde tasarlanmıştır. Parkı ziyaret eden herkes bu çanı dünya barışı adına çalmaktadır. Yapısal özellikleri sayesinde çan çalındığında devasa parkın her noktasından çanın sesinin duyulabilmesi mümkündür.
  • Atomik Bomba Kubbesi; Hiroşima Barış Anıtı Parkı içerisinde yer alan bu yapı, atom bombası saldırısı sonrasında ayakta kalmayı başarabilmiş nadir şehir yapılarından birisidir. Atom bombası saldırısı öncesinde bina tiyatro binası olarak kullanılmaktaydı. Bombanın patlamasından sonra ayakta kalan nadir binalardan birisi olmasının dışında en büyük bina olması bir süreliğine halkın sığınma ve iletişim noktası olarak kullanılmıştır. O günden beri patlamadan sonra aldığı hali korunmaya devam etmektedir. Parkı ziyaret edenler için patlamanın yıkıcı izlerini görebilme fırsatı sunmaktadır.
  • Hiroşima Kalesi; Hiroşima Barış Anıtı Parkı içerisinde yer alan görülmesi gereken en önemli mekanlardan birisidir. 1590 yılında inşa edilen kale, atom bombasının yıkıcı gücü dolayısıyla tamamen yok olmuştur. Ancak anlamsal ve tarihi değeri dolayısı ile Hiroşima Kalesi, yeniden inşa edilmiştir. Kaleyi çevreleyen sakura ağaçları ve yemyeşil doğallıktaki atmosfer son derece huzur verici ve büyüleyici bir görsellik sunmaktadır. Tam anlamıyla Japon kültürünü yansıtabilmektedir. Kaleden “Miyakojima Adası” manzarası da muazzam şekilde görülmektedir. Kaleyi ziyaret edebilmek için girişte 350 Yen giriş ücreti ödemeniz gerekmektedir.
  • Shukkei; En Bahçesi olarak da isimlendirilen bu mekan 1620 yılında Edo döneminde yapılmıştır. Her dönemde yeni gelen “Han” ile birlikte yenilenmeye devam eden mekan, en son Japon bahçe uzmanı tarafından bugünkü hali kazandırılmıştır. Şehirde bulunan “Ota Nehri” kıyısında bulunan bu bahçe, Japon adasının tüm doğal özelliklerini içerisinde barındırmaktadır. Bahçe içerisinde Meiji döneminde yer alan mimari yapı “Asona Ailesi Villası” olarak hizmet vermiştir. İmparatorluğun merkezini Hiroşima’ya taşımasının üzerine halka açılmıştır. Atom bombasından ciddi zarar gören yerlerden birisi olan bahçe, o dönemlerde hayatta kalabilenler için ciddi bir sığınak olmuştur. 1951 yılında restore edilmiştir. Bahçe içerisinde taş köprü, akarsular, yemyeşil bitkiler, Japonya’ya özgü ağaçlar bulunmaktadır. Hiroşima gezisi sırasında mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden birisidir.
  • Mitai-Dera Tapınağı; Yemyeşil bir ormanlık alan içerisinde konuşlandırılmış olan Mitai-Dera tapınağı, bahçesi içerisinde buda, heykel ve şelaleler ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken tapınaklardan birisidir. Ayrıca ünlü Japon bahçesi ile kentin en önemli merkezlerinden birisi konumunda bulunuyor.
  • Fudoin Tapınağı; 906 yılında “Nishitani” bölgesindeki keşiş Saiko’nun 12 tapınağından birisini oluşturmaktadır. İmparatorluk döneminin en aktif olduğu yerlerden birisidir. Son derece sessiz ve dingin atmosferiyle hem yerel halk hem de turistler için şehrin gürültüsünden kaçabilecekleri ve dünyada eşi benzeri olmayan bir atmosferi deneyim edebilecekleri bir mekandır. İçerisinde turistlere yönelik yerel lezzetlerden oluşan mutfaklarıyla çok sayıda restoran bulunmaktadır.
  • Itsukushima Adası; Japonya’ya gidiyorsanız kesinlikle görmeden dönmemeniz gereken yerlerden birisidir. Miyajima olarak da isimlendirilen Japon adalarından birisi olan bu yer, çok kolay bir şekilde ulaşım gerçekleştirebilirsiniz. Seto İç Denizi’nin batı bölgesinde yer alan Itsukushima Adası, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Deniz manzarası, büyüleyici doğası ile en önemli merkezlerden birisidir. Ada Japonya için dini yönden önem taşıyan mekanlarından birisidir.
fft371 mf33086093
Hiroşima

Kyoto Gezilecek Yerler

Günümü Japonya’sının en önemli, en büyük ve en kalabalık şehirlerinden birisi olan Kyoto, Japon tarihi açısından da oldukça büyük bir öneme sahiptir. 794 yılından 1868 yılına kadar Japon İmparatorluğu’nun başkenti olarak bulunmuştur. Bu önemli tarihinin getirmiş olduğu birikimin doğal güzellikleriyle bir araya gelmesi Kyoto gezilecek yerler açısından oldukça önemli alternatiflerin oluşmasını sağlamıştır. Büyüklük açısından Japon adasının en büyük yedinci şehri konumunda bulunan Kyoto, ulaşım açısından da oldukça rahattır.

Japonya’da bulunan en önemli eğitim kurumları Kyoto şehrinde bulunmaktadır. Bu yönüyle de Kyoto şehri tam manasıyla bir öğrenci şehri konumunda bulunuyor. Özellikle şehirde Zen Budizmi ile ilgili olarak tapınaklar öne çıkıyor. Ayrıca Japon geleneklerini ve kültürünü yansıtan ve dünyaca tanınan geyşalar, sahne sanatları, kiraz ağaçları, çayları, sarayları ve geleneksel kıyafetleri ile Kyoto, Japonya gezisi sırasında mutlaka ziyaret edilmesi gereken şehirlerden birisidir. Kyoto şehrine Türkiye’den direk uçuş imkanı bulunmuyor. Bu yüzden Japonya’nın Kyoto şehri yanında bulunan Osaka şehrine uçuş gerçekleştirilmelidir. 11 saatlik bir uçak yolculuğuyla Osaka Kansai Havalimanı’na ulaşılabilmektedir. Buradan Kyoto’ya gidebilmek için “Harulka Express” trenini kullanabilirsiniz. Dilerseniz Osaka’dan Kyoto’ya otobüsle de seyahat edebilirsiniz. Kyoto görülmesi gereken yerler için hazırladığımız listemizi inceleyebilirsiniz.

  • Fushimi İnari Tapınağı; Kyoto şehrinde ziyaret edilebilecek en önemli tapınaklardan birisi konumunda bulunmaktadır. Adını ise bulunduğu Kyoto şehrindeki İnari Dağı’ndan almaktadır. İnari Dağı eteklerine kurulu olan Fushimi İnari Tapınağı, yemyeşil bir ormanlık alan içerisinde yükselmektedir. Üstelik yeşilliğin içerisinde turuncu torileri ve mimari özellikleri ile her yerden fazlasıyla dikkat çekici bir mimari yapıya sahiptir. Kentte bulunan tüm Şinto tapınakları arasında en görkemli olanı olarak kabul edilmektedir. Kent merkezine sadece 6 kilometre uzaklıkta bulunan tapına Japonya’da “Pirinç Tanrısı” için adanmıştır. Her gün binlerce ziyaretçiye ev sahipliği yapan tapınakta dilek dilenmektedir. Ayrıca uzun ve görkemli torileri arasında eşsiz bir yürüyüş imkanı sunan tapınağın her yerinde tilki heykelleri bulunmaktadır. Tapınağı giriş için herhangi bir ücret ödemenize gerek bulunmamaktadır.
  • Nijo Sarayları; Japonya’daki “Tokugawa Şogunluğu” dönemi olan 1603 yılında yönetim sarayı olarak kullanılmış bir saraydır. Birden fazla yapı, kule, hendek ve bahçeden oluşan bir yerleşke üzerine kuruludur. Nijo Sarayları şeklinde isimlendirilmesinin en önemli nedenlerinden birisidir. Saraylar içerisinde en önemli olan koridorlarla birbirine bağlanan ve Kano Tanyu’ya ait resimleri içeren dekorasyona sahip olan 5 ayrı yapılı Ninimaru Sarayı’dır. Ayrıca Katsura Sarayı, bu saray kompleksine 1600’lü yıllarda ilave edilmiştir. Her bir sara genellikle estetik ve Japon geleneksel sanatlarına ilişkin eserleri içeren bir mimari ve dekorasyon stiline sahiptir.
  • Kinkakuji Köşkü; Kinkaku-ji Tapınağı ve Altın Köşk olarak isimlendirin bu yapı 14.yüzyılda “Shogun Ashikaga Yoshimitsu” tarafından dinlenme evi olarak yaptırılmıştır. Ancak kısa bir süre Zen Budist Tapınağı olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. Yapının en önemli özelliklerinin başında üç katının üstteki iki katını oluşturan kısmın altın kaplamalarla dekore edilmiş olmasıdır. Dönem dönem restorasyondan geçirilen köşk 1950 yılında kapsamlı bir restorasyondan geçmiştir. Kyoto’nun Kita Ward bölgesinde yer almaktadır. 1994 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne dahil edilmiştir. Köşkü ziyaret edebilmek için giriş ücreti 400 Yen’dir.
  • Yasaka Shrine; Ülkedeki en eski tapınaklardan birisi olan Yasaka Shrine Tapınağı’nın bugünden tam 1350 yıl önce inşa edildiği belirtilmektedir. Kyoto şehrinin Gion bölgesinde bulunan bu muhteşem mimarisiyle dikkat çeken tapına, kentin en önemli Şinto tapınaklarından birisi olarak kabul edilmektedir. Her yıl temmuz ayında Kyoto’nun en büyük festivali olan “Gion Matsuri” gerçekleştirilmektedir. Japon kültürüyle özdeşlemiş olan ve dünyada furya oluşturan kağıttan yapılmış fenerlerin gökyüzüne bırakılarak, dilek dilenmesi geleneği bu festivalden gelmektedir. Bu tapınağı her zaman ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.
  • Kiyomuizu Dera Tapınağı; 11 başlı Budist merhamet tanrısı olan Kannon’a adanmış olan ve 790 yılında yapılan tapınak, zamanla deformasyona uğramıştır. Bu nedenle günümüzde mevcut olan halini 1693 yılında neredeyse yeniden yapımla almıştır. 30 metre yüksekliğe sahip tam 130 sütun üzerine inşa edilmiş olan ana salon kısmı eşsiz bir Kyoto manzarası sunmaktadır. Özellikle sonbahar aylarında kızıl yapraklar açan ağaçları, yaz aylarında kiraz çiçekleri ile her mevsimde dünyada eşi benzeri olmayacak farklı bir manzara keyfi sunmaktadır. Kiyomizu Dera Tapınağı giriş ücreti 300 Yen’dir. Hafta boyunca ziyaret edilebilmektedir.
  • Sanjūsangen-dö (Rengyoin) Tapınağı; 1164 yılında yapılan bina büyük bir yangın geçirdiğinden 1266 yılında yeniden yapılmıştır. 120 metre uzunluğa sahip olmasıyla ülkedeki en uzun ahşap salona sahiptir. Rengyoin Tapınağı yerleşkesi içerisinde tanrıça Kannon’a ait 3.5 metrelik bir heykel, bin adet bin kollu heykeller bulunmaktadır. 33 Niş Tapınağı olarak da bilinmektedir. 33 farklı kişiliği sembolize eden 33 sütundan oluşan bir dış mimariye sahiptir. Rengyoin Tapınağı giriş ücreti ise 600 Yen’dir.
  • Kyoto İmparatorluk Sarayı; Japonya’da yerel halk tarafından “Kyoto-Gosho” ismiyle bilinmektedir. 794 yılında inşa edilmiş olsa da 1855 yılında geçirdiği yangından sonra kısmen yeniden inşa edilmiştir. 1868 yılına kadar yani başkentin İmparatorluk tarafından Tokyo’ya alınmasından önce resmi İmparatorluk Sarayı olarak hizmet vermiştir. İçerisinde “Shinshinden”, “Seiryo-den” ve “Ko-gosho” ile birlikte kütüphane ve kendisine has giriş kapılarına sahip zarif ve geleneksel bir Japon mimarisine sahiptir. Yapı yalnızca kısmi olarak ziyaret açıktır. İmparatorluk Sarayı yanında bulunan Sento Sarayı, bahçeler, asıl saray binası rehber eşlik etmesi koşuluyla ziyaret edilebilmektedir. Pazartesi günleri hariç her gün ziyaret edebilmeniz mümkündür. Saray bahçelerini görmek veya saray ziyareti gerçekleştirmek için rehberli gezilere herhangi bir ücret ödemeniz gerekmemektedir.
  • Higashiyama Bölgesi; Kyoto şehrinde kesinlikle görülmesi gereken mekanlardan birisi olan Higashiyama bölgesi, geleneksel Japon mimarisini güçlü bir şekilde korumaya devam etmektedir. Dar sokakları, ahşaptan yapılmış binaları, geleneksel dükkanları  ile tam manasıyla bir Japon şehrini yansıtmaktadır. 2 kilometreye ulaşan bir alanı kapsamakta olan bölge içerisinde Yasaka Anıtı, Chionin, Shorenin Tapınakları, Filozoflar Yolu ve Ginkakuji Tapınağı gibi önemli eserlerde yer almaktadır.
  • Fushimi Sake Bölgesi; Koyotu’nun güney kısmındaki Horikawa Nehri kıyısındaki bu bölge ülkenin resmi içeceği olan sake üretim atölyeleriyle ün salmıştır. Bölge içerisinde 40’dan fazla sake üretim atölyesi bulunmaktadır. Japon içeceği Sake’nin gerçek lezzet deneyimini yakalamak isteyenler için bölgedeki bazı fabrikalar tarafından ziyarete açık olarak faaliyet gösterilmektedir. Ayrıca çok sayıda da mağazada da sake satışı gerçekleştirilmektedir.
  • Kyoto Ulusal Müzesi; 1897 yılında kurulmuş olan Kyoto Ulusal Müzesi, Asya sanatları üzerine yoğunlaşan bir içerik çeşitliliğine sahiptir. Katayama Tokuma tarafından Fransız Rönesansı tarzında inşa edilen yapı, ülkede Japonya’nın batı mimarisiyle ilk etkileşim örneğini oluşturmaktadır. Müzeye giriş için 520 Yen ödeme yapmanız gerekiyor. Ayrıca pazartesi günleri giriş yapılamamaktadır.
  • Gyon Geyşa Bölgesi; Dünyanın her yerinde Japon kültürüne ilişkin olarak en fazla bilinen şeylerden birisi de tabii ki Geyşalardır. Kyoto’nun Gyon bölgesinde bulunmaktadır. Yüzlerce yıldır Geyşa kültürünün hakim olduğu bu bölgede gezerken çok sayıda Geyşa görebilmeniz mümkündür. Ayrıca bölgede bulunan çay evleri, geleneksel stildeki ve mutfaklara sahip restoranları ile dikkat çekiyor. Ayrıca bölgede 15.yüzyıldan kalan Ginkakuji ve Chion-in Tapınağı gibi son derece önemli tarihi mekanları da bulunmaktadır.
  • Katsura İmparatorluk Sarayı; İmparator Goyozei’nin kardeşi Prens Hachijo Toshihito için 1624 yılında yaptırılmış bir saraydır. Kobori Enshu tarafından tasarlanmış olan bahçeleri, ön cepheden her bir detayın görülmesini mümkün kılmaktadır. Sarayda bulunan “Furu-Shoin Terası” en özel noktalardan birisini oluşturuyor. Ay gözlemi için yapılmış olduğundan önü açık ve son derece eşsiz bir manzara tanık olabilme fırsatı sunuyor. Ülkede giriş ücreti ödemeden girilebilecek saraylardan birisidir.
kyoto 4 day itinerary header
Kyoto

Nagasaki Gezilecek Yerler

Japonya’nın Kyushu adasında bulunan, ülkenin en önemli ve en büyük şehirlerinden birisi konumunda yer almaktadır. Japonya’nın dünyaca tanınan en önemli şehirlerinden birisi olmasının nedenleri arasında tarihi de yatmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD tarafından Japonya’ya atılan iki atom bombasından ikincisinin ve en büyüğünün atıldığı şehirdir. Atom bombası saldırısıyla şehir tamamen dümdüz olmuş ve hiçbir yapı ayakta kalamamıştır. Bu denli büyük bir saldırının arkasından yerle bir olan şehir bugünkü görüntüsüyle Japonya’nın disiplin ve gelişime olan önemini en somut şekilde görebilme imkanı sunuyor. Turistik açıdan günümüzde Nagasaki gezilecek yerler oldukça zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Bir ada ülkesi şehri olmasının getirmiş olduğu sahilleri, yeşil bitki örtüsü ve bunların içerisinde yükselen modern şehir yapısıyla dikkat çekmektedir.

Nagasaki, 16.yüzyıl ile 19. Yüzyıl arasında Portekiz ve Hollanda sömürgesi durumunda olduğundan bu uzun dönemden gelen birbirinden önemli tarihi izleri de içerisinde barındırmaktadır. Japonya İmparatorluk Donanması, İkinci Dünya Savaşı’na kadar Nagasaki’yi en önemli üslerden birisi olarak kullanmıştır. Zaten ABD tarafından atom bombalarının bu şehre atılmasının en önemli nedenlerinden birisidir. Türkiye’den Nagasaki’ye gidebilmek için Japonya’da aktarma yapmanız gerekiyor. Direkt uçuşların bulunmadığı şehre ulaşabilmek için ülkenin diğer şehirleri olan Tokyo, Şangay, Seul ve Osaka kentlerinden havayoluyla kuzeyindeki Omura Koyu’nda bulunan havaalanına ulaşabilirsiniz. Buradan da otobüslerle kent merkezine ulaşabilmeniz mümkündür. Nagasaki Tarih Müzesi, Gunkanjima, Megane Köprüsü, Inasa Dağı, Çin Mahallesi, Nagasaki Subtropikal Botanik Bahçesi ve Urakami Katedrali gibi birbirinden önemli eserleri ve değerleri içeren bir şehirdir. Nagasaki gezilecek yerler için hazırladığımız listeyi inceleyerek, şehri en baştan keşfedebilirsiniz!

  • Konfiçyus Tapınağı; Uzakdoğu yaşam felsefesinin ve inançlarının önemli bir kısmının temelini oluşturmaktadır. Nagasaki şehrinde bulunan Konfiçyus Tapınağı, Çin dışındaki Çinliler tarafından yapılan tek Konfiçyus Tapınağı olma özelliğine sahiptir. Hatta tapınağın bulunduğu yer Çin Devleti’ne aittir. 1893 yılında Nagasaki kentinde bulunan Çinliler tarafından “Qing Hanedanı” tarafından sağlanan destek sayesinde yapılmıştır. İbadetin yanı sıra eğitim imkanı da bulunmaktadır. İçerisinde Konfiçyus Manastırı ve ilkokulu bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki atom bombası saldırısında ciddi hasar görmüş olsa da 1957 yılında restore edilmiştir. Tapınak dış kısmında 72 müridi temsil edecek 72 heykel bulunmaktadır. Çin Tarihi ve Saray Müzesi bulunmaktadır. Eski İpek Yolu’na ilişkin son derece önemli fotoğraflar Çin icatlarının modellerine ilişkin eserler, müzede sergilenmektedir.
  • Glover Bahçesi; Nagasaki şehrinde bulunan bahçe, şehirde bulunan Thomas Blake Glover isimli bir İskoç tüccar için yapılmıştır. Çünkü bu İskoç tüccar, Japon toplumunun gemi inşası, maden çıkartma gibi pek çok alanda modernizasyonunun sağlanması açısından önemli bir rol üstlenmiştir. Bu park içerisinde Glover Evi bulunmaktadır. Binanın en temel özelliği Japonya’da, Batılı tarzda mimariye sahip olan en eski binalardan birisi olmasıdır. Park ünlü Nagasaki Limanı’na bakan mazaraya sahip olan “Minamiyamate Tepesi” eteklerine kurulmuştur. 1863 yılında Amakusalı Hidenoshin Koyama isimli bir mimar tarafından yapılan yerleşke, Japonya tarafından da “Önemli Kültürel Varlık Statüsü” ile onurlandırılmıştır. İtalyan opera kompozitörü Puccini’nin eserlerini yansıtan “Madam Butterfly Evi” bulunmaktadır. Glover’ın “Chöshü ve Satsuma” gruplarının isyancı samurayları ile buluştuğu ev olarak da bilinmektedir. Hong Kong ve Şangay gibi ülkelerde yaygın olan bungalov tarzdaki binalardan birisidir.
  • Nagasaki Atom Bombası Müzesi; İkinci Dünya Savasşı sırasında 9 Ağustos 1945 yılının saat 11.02.35’inde ABD tarafından atom bombası atılmıştır. Bu atom bombası saldırına ithafen yapılmış olan bir müzedir. Nagasaki Atom Bombası Müzesi’nin hemen yan kısmında “Atom Bombası Kurbanları için Ulusal Barış Hatırat Salonu” bulunmaktadır. 2003 yılında yapılmış olan müze binası, bombanın düştüğü yerin merkez noktasında bulunmaktadır. Müze içerisinde bombalama olayına ilişkin görsel kayıtların yanı sıra o dönemden günümüze ulaşmayı başarmış olan gündelik yaşamdan çok önemli eserler, hatıratlar ve dokumanlar sergilenmektedir.
  • Nagasaki Suwa Tapınağı; Resmi kayıtlara göre 1614 tarihinde yapılmış olan Nagasaki Suwa Tapınağı, bir Şinto Tapınağı’dır. Ayrıca ülkedeki önemli festivallerden birisi olan Nagasaki Kunchi Festivali’de burada yapılmaktadır. Tam 277 basamaktan olan taş merdivenlerinden çıkılarak ulaşılabilmektedir. Çünkü tapınak, şehrin kuzey kısmında yer alan Tamazano-san Dağı eteklerine inşa edilmiştir. Hristiyan dinine geçişlerin önüne geçerek, şehirde geri dönüşlerin sağlanabilmesi amacı ile yapılmıştır. Günümüzde ise önemli bir toplum merkezi olarak hizmet vermektedir. Suwa-no Kami’ye adanan Japon tapınaklarından birisi olan bu tapınak, “İki Kami” daha bulunmaktadır. Kunchi döneminde bu üç ruhun yükseleceği inancı bulunmaktadır.
looking for an incredible
Nagasaki

Japonya Gece Hayatı

Samurayların, imparatorların ülkesi Japonya, modern dünyada en önemli eğlence merkezlerinden birisi konumunda bulunuyor. Son derece renkli şehirleri ve dinamik sokaklarıyla günün her saatinde keyifli zamanlar geçirebilmeye yardımcı olacak seçenekler sunuyor. Japonya gece hayatı dünyanın her yerinden insanların merakla katılım gerçekleştirdiği bir yapıya sahiptir. Her kesimden ve her tarzdan kişiye hitap edecek ve yanı sıra Japon kültürüyle bağdaşık özgünlüğe sahip olan eğlence anlayışına sahip olan çok sayıdaki mekan,  Japonya şehirlerinde hizmet vermeye devam ediyor. Japonya gece hayatı konusunda tüm şehirleri farklı temalarıyla ve farklı atmosferleriyle kendisine özgü bir eğlence deneyimi sunmaktadır.

Japonya gece hayatı ile ilgili olarak çok kapsamlı bilgilendirmede bulunulsa oldukça uzun bir liste ortaya çıkar. Her bir şehrin sadece bir mekanı ya da bir sokağı değil, çoğu zaman şehrin koca bir bölgesi ve hatta kimi zaman şehrin tamamı bir gece hayatı mekanı haline dönüşebiliyor. Eğlence konusunda böyle zengin bir çeşitliliği içerisinde barındıran Japonya’da gece hayatı ile ilgili olarak başkent Tokyo’dan birkaç örnek verilebilir. Japonya gezinize renk katacak ve son derece unutulmaz deneyimler yaşayabileceğiniz Tokyo gece hayatı ile ilgili birkaç mekan önerisini yazımızda inceleyebilirsiniz!

Tokyo şehrinin dünyaya nam salmış en renkli gece hayatını doyasıya yaşayabileceğiniz bölgelerinin en başında Shinjuku gelmektedir. Bunun dışında Sibuya, Ginza ve Roppongi bölgeleri, Tokyo’nun dillere destek ateşli ve bol müzikli gece hayatının dinamiklerinin mevcut olduğu renkleriyle öne çıkan bölgeleridir. Özellikle Shibuya bölgesi sayısı belirsiz olan gece kulüpleri, barlar ve dans salonları ile aslında sadece gençlere değil her yaş grubundan kişiye hitap ediyor. Roppongi bölgesi ise “Go-Go Barları”, canlı müzik mekanları ve caz kulüpleri ile farklı bir eğlence deneyimini sunmaktadır. Özellikle Roppongi bölgesi son derece hareketli Tokyo gece hayatı ile kente gelen turistlerin başlıca uğrak noktalarından birisidir. Kabukicho ise özellikle yetişkinler için gerçekten farklı bir gezi deneyimi yaşamak istediklerinde tercih edebilecekleri en özel bölgelerden birisi konumunda bulunuyor. Bölgede günün her saatinde eğlenceyi doruk noktasında yaşamak mümkündür.

Japonya Festivalleri

Binlerce yıllık kültürün bir birikimi olan günümüz Japonya’sı, dünyanın dört bir yanından turist çeken devasa kapsamlara sahip olan çok sayıda festivale ev sahipliği yapmaktadır. Kimi geleneksel Japon kültürünü yansıtan, kimi ise modern dönem Japonya’sını simgeleyen birbirinden farklı temalarda çok sayıda Japon festivalleri bulunuyor. Ülke genelinde yıl boyunca farklı tarihlerde farklı şehirlerde düzenlenmekte olan festivallere denk gelmeniz halinde Japon geleneksel kültürüne yönelik oldukça eğlenceli ve keyifli zamanlar geçirebilirsiniz. Yıl boyunca ülkenin farklı şehirlerinde düzenlenmekte olan Japonya festivalleri ile her zaman kalabalık bir ortamda kültürel ve geleneksel detaylarla bezenen sokaklarda festivalin keyfini sürebilirsiniz. Gelin yıl boyunca Japonya’da öne çıkan festivallerden birkaçını inceleyelim!

  • Setsubun Festivali; Türkçe karşılığı “Fasulye Serpme Festivali” olan bu festival, her yıl 3 ile 4 Şubat tarihlerinde düzenlenmektedir. Eski Japon takvimine göre bahar aylarının gelmesinin hemen öncesinde kutlanmaktadır. Japon yerel halkının inancına göre insanların kötü ruhları uzaklaştırabilmek maksadıyla toprak, ev veya tapınakların çevresine kavrulmuş soya fasulyesi serpmesi gerekmektedir. Bu serpme işlemini yaparken de tüm Japonlar “Oni wa soto!Fuku wa uch!” şeklinde bir söz söylerler. Bu sözün Türkçe karşılığı ise “Şeytan, kötü ruh dışarı, mutluluk içeri” şeklindedir. Çin burç takvimine göre doğum günleri, o yılın burcuna göre festivalin ilgilini gününe denk gelen insanlardan bazıları seçilerek, tapınaklarda toplanmakta ve buradan önünde kalabalıklara soya fasulyesi attırılır. Atılan fasulyeler içerisinden herkesin kendi yaşı kadar yemesi gerekmektedir.
  • Hinamatsuri; Kız Çocukları Festivali olarak da isimlendirilen ve her yıl 3 Mar tarihinde yapılan Hinamatsuri, kız çocuklarının sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmelerinin dilenmesi amacı ile kutlanmaktadır. Festival süresince sergilenen minyatür bebekler nedeniyle “Bebek Festivali” şeklinde de isimlendirilmektedir. Küçük kız çocuğu olan ebeveynler, eski saray kostümleri giydirilen minyatür bebekleri basamaklı bir raf üzerinde şeftali çiçekleriyle birlikte 1 hafta boyunca sergilemektedir.
  • Kodomo no Hi; Japonya’da kutlanmakta olan bu festival, aynı zamanda Çocuklar Günü olarak da isimlendirilir Her yıl mayıs ayının 5.günü kutlanmakta olan festival, eskiden “Tango no Sekku” olarak isimlendirilmekteydi. Festivalin temasında ağırlıklı olarak özel minyatür miğferli, zırhlı oyuncak bebekler öne çıkar. Çocuklu aileler bu bebekleri 5 mayıs günü boyunca evlerinde sergilemektedirler.
  • Tanabata Festivali; Türkçe adı Yıldız Festivali olan bu festival her yıl Temmuz ayının 7.gününde kutlanmaktadır. Japon inanışına göre Samanyolu’nun iki ucunda bulunan ve yılda bir kez yani 7 temmuz’da bir araya gelen “Atlair” yani “Sığırtmaç Yıldızı” ve “Vega” yani “Dokumacı Yıldızı” ile ilgili  Çin felsefesiyle bir araya gelmektedir. Beş farklı renklerden oluşan şerit formundaki kağıtlara yazılan dilekler, bambu dallarına asılmaktadır. Bu asma olayı içinde “Tanzaku da” ismi kullanılır. Ay takvimine göre 7. Ayın 7.günü hemen hemen haziran ile ağustos ayı arasında denk gelmektedir. Bu nedenle Japonya’nın bazı bölgelerinde bu festivalin kutlamaların 7 Ağustos tarihinde yapılmaktadır.
  • Obon Festivali; Japon kültürünün en çok bilinen festivallerinden birisidir. Her yıl 13 temmuz ile 15 temmuz arasında veya ağustos ayı içerisinde kutlanmakta olan bu festival bir Budist festivalidir. Festival çerçevesinde insanlar hayatını kaybeden atalarının ruhlarının eve geri geldiği inancına sahiptir. Bu sebeple ruhlarına eşlik etmesi maksadıyla evlerine giden yola ve kapılarında karşılama ateşleri veya fenerler yakmaktadır. Özellikle evlerin içerisine kağıttan yapılan fenerler yerleştirilmektedir. Evde kutsal olan köşenin temiz olmasına dikkat edilerek, çeşitli yiyecek sunumları gerçekleştirilir. Ayrıca ruhları huzur bulması amacı ile atalarına dualarda bulunurlar. Festivalin sona ermesi sırasında da bu defa uğurlamak amacı ile evlerin kapısına ateş yakılarak, sunulanların nehir ya da denize bırakılması geleneği bulunmaktadır.
1 9
Japonya Festivalleri

Japonya ile ilgili geniş geniş hazırladığımız içeriğimizle eğer sizde Japonya’ya gitmek konusunda karar kıldıysanız, kendinize uygun bir rota hazırlayabilirsiniz.

Yorum Yap

Yorum Yap